ANLA,ANLAT,ANLAŞ.

 

İnsanlar hep anlaşılmamaktan, yanlış anlaşılmaktan yakınırlar. Bir çok insan kendisinin ya anlaşılmadığını, ya da yanlış anlaşıldığını ifade eder dururlar…

Duymak vardır, dinlemek vardır… bu ikisi birbirinden çok farklı şeylerdir. Karşımızdakinin bir şeyler söylediğini duyarız ama söylediklerini hakikaten anlayarak mı dinliyoruz yoksa sadece duyuyor muyuz?

Etkili dinleme alışkanlığı olmayan bireylerden meydana geliyoruz daha çok… kendimizin anlaşılmadığından dem vururuz, anlaşılmayı bekleriz ama anlamaya fazla çaba harcadığımız söylenemez

Yapılan bir araştırmada “Günün %31'ni dinleyerek geçiriyoruz,. %7'sini yazarak, %11'i okuyarak ve %21'ıni ise konuşarak geçiriyoruz . “

En fazla iletişim aracı olarak “dinleme” görünse bile, bu dinlemenin “kalitesi” anlaşılmayı ve dolayısıyla da anlaşılmayı doğrudan etkilemektedir… acaba gerçekten dinliyor muyuz?

İletişimin kalitesi “etkili dinleme” becerisi ile ortaya konulmaktadır. Etkili bir dinleme yapan kişi karşısındakini “doğru” anladığında “etili iletişim”,”kaliteli iletişim” doğmaya başlar… doğru ve etkili dinleyen insanlardan oluşan bir toplum ya da toplulukta “birbirini yanlış anlayan” ya da, “anlaşılmayan insan” kalmayacaktır.

Önce “anlamaya” çalışacağız ki 3A kuralının birincisi bu. Anlamak için ise önce iyi bir dinleyici olmalıyız… İyi bir dinleyici olmak için ise; “konuşanın yüzüne doğru bakmak, konuşana doğru yönelmek,göz teması kurmak,dinlerken rahat olmak, anlatılanları duyduğumuza ilişkin mesajlar iletmek, anlatılanları özetlemek ve anlatan kişinin duygularını dile getirerek dinleme de” karşımızdaki kişi kendisini daha rahat ve içtenlikle ifade etmeye imkan bulmuş olacaktır. Bizler böyle dinlenmeyi istemez miyiz? Kendimizi böyle bir ortamda ne kadar rahat hissederiz değil mi? Biz böyle bir dinleme becerisini ortaya koyarsak, zamanla kendimizi daha rahat ifade edebileceğimiz ortamlar sağlamış oluruz… karşımızdaki kişi bizi nasıl dinliyor hiç dikkat ettiniz mi? Bu sorunun cevabı çok basittir! “biz onu nasıl dinliyor isek”…

    Doğru bir biçimde anlayarak dinlediğimiz kişiye kendimizi daha rahat ve doğru bir biçimde anlatabiliriz artık…3A kuralının ikincisi ise “Anlat” tır. Anlattıkça rahatlayacağız, hiçbir sıkıntımız kalmayacak, kendimizi “anlaşılmıyor” veya “yanlış anlaşılıyor”  olarak hissetmeyeceğiz…

“Anlayan”, “anlatan” kişilerden oluşan bir topluluk veya toplumda ise “anlaşan” insanlardan rahatlıkla söz edebiliriz herhalde…

3A kuralının üçüncüsü ise “Anlaşma” dır. Gerçek bir anlaşma ortamı, kendimiz ifade edebileceğimiz, kendimizi rahat hissedeceğimiz, anlaşıldığımız bir ortam istiyor isek “Anla”,”Anlat”,” Anlaş” kuralına uygun bir iletişim ortamı kurmak zorundayız…

Bu kurala uymaya her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız olan bu günlerde… Daha iyi “anlayan”, “anlatan”, “anlaşan “ bir toplum olabilmek dileğiyle…

Metin Kılıç 

Uzm. Psikolojik Danışman